Berke Özgümüş'le Redd ve yeni albüm üzerine...

Berke Özgümüş, Bulutsuzluk Özlemi’nin bir üyesi, onunla ilk kez Bulutsuzluk Özlemi’nin 20. Yıl konserinde tanışmıştık. Kendisi hayatımıza renk, dilimize şenlik getirdi. Berke, Suat Ayyıldız’ın askerde olduğu dönemde Redd’le çalmaya başlamıştı. Askere gitmeden hemen önce kaydettiğimiz “Plastik Çiçekler ve Böcek” albümünde ise yine bizimle çalmıştı.. Bize yeri geldiğinde dışarıdan bakan, acımasızca eleştiren yeri geldiğinde tamamen içimizden, dünyaya bizler gibi bakan biri Berke. Kocaman bir davulu var ve davul giderek büyüyor. Rodilerimiz sıkıntılı.
Biz bizi biliyoruz da, Berke bizi üretirken pek görmemişti. Şimdi hem görüyor hem de bu üretimin önemli bir parçası oluyor. Nasıl hissettiğini merak ettik ve sorduk…



Zor bir soruyla başlayalım mı? Bugüne kadar Bulutsuzluk Özlemi ile Redd arasında 7 farkı buldun mu?

Aslında buldum diyebilirim. İnsan iki elmaya bakınca bile 7 farkı bulur bence. Bana göre bu farkların en büyüğü ekol farkı. Yani öncelikle müzik anlayışı bakımından sonra da üretme ve yapılandırma anlayışı açısından değişik iki grup Redd ve Bulut. Herkesin yoğurt yiyişi var tabii ki. Mesela Nejat bazı şeyleri bazı zamanlarda akışına bırakmayı seven birisi fakat Redd her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünür. Bu blog yapılsın mı? Yapılırsa nasıl yapılsın? Tartışmalarına tanık olmak bile bunu anlamaya yeter bence. İşte bu da Redd ekolü.

Redd’le çalmadan önce grup hakkında ne düşünüyordun? Şimdilerde nasıl düşünüyorsun?

Sebebini bilmeden (hala da bulabilmiş değilim) tabiri caiz ise bir gıcık olma durumu vardı. Bunu başka insanlarda da görüyorum. Yanlış düşüncelere sahip olduğumu fark etmek benim hoşuma giden bir durumdur. Yani bazı şeylere önyargıyla yaklaşabilirim ama öte yandan da objektifliğimi de elimden geldiğince korumaya çalışırım. İşte bu yanlışı fark etmek objektif ve açık fikirli olmaya çabalamamın bir kanıtıdır benim için. Şu anda benim için vazgeçilemez dostlarımdan beşi onlar. Bunu gerçekten çok açık yüreklilikle söyleyebilirim. 20. yıl konserinde sahnenin yanından Mekanik Fanatik çalarlarken onları izliyordum. Yanımda Serdar Öztop vardı. Serdar’a dönüp “Abi süper çalmıyolar mı?” diye sorduğumu hatırlıyorum. O da grubun sound’unu çok beğenmişti. Bence bir grubun belki de şarkıları kadar önemli olan bir başka özelliği de iyi bir sound çıkarmasıdır.

Redd nasıl bir grup? Bu adamlar sanıldığı kadar “soğuk”lar mı? Biraz anlatsana bizi bize…

Soğuk değil mesafeli ve temkinliler. Yani bu hayat koşullarında ve müzik sektöründeki şartlarda böyle olmak çok da doğal. Onların karşılaştığı durumlarla ben karşılaşsam kesin katil olmuştum herhalde. İnsan tanımadığı kişilerin nasıl soğuk olduklarına kanaat getirebilir ki. Biriyle önce tanışırsın sonra da “aman ne soğuk herifmiş” dersin. Gayet kibar, iyi eğitimli, görgülü, saygılı ve espirili herifler. Lugatıma Siyantek diye bir kelime bile kattılar.

Bize davulundan bahsetsene biraz, neden bu kadar büyük? Neden farklı bir davul çalmayı tercih ediyorsun? Egosantrik bir anlamı var mı? Davul büyük olunca davulcu da iddialı mı oluyor?

Ne kadar büyük ölçüler, o kadar büyük sound. Eski davul soundlarını seven biriyim. Farklı olmak da hoşuma gidiyor sanırım. İnsanlar gelip neredeyse “Abi kaç yapıyo bu?” diye soracaklar. Sahne öyle bir yer ki bazen ihtişamlı olma ihtiyacı hissediyor insan bazen de sade ve naif. Egodan değil de benim için daha çok ihtiyaç gibi bir şey.

Albüm nasıl ilerliyor? Genç davulcular beğenecek mi davul paternlerini?

Albüm bayağı kanlı ilerliyor. Ama makbulü de bu zaten. Ne demişler kan çıkmazsa para yok. Tartışmalar ya da kavgaların sonunda herkesin içine sinen bir şarkı çıktığında bütün o gürültü unutuluyor ve hepimiz eve huzurlu gidiyoruz. Eminim ki Bonzo “Houses of the Holy”yi kaydederken bakalım bu paternleri beğenecekler mi diye düşünmemiştir. Şunu demek istiyorum ki benim için paternlerimin değil o paternlerin ait olduğu şarkının beğenilmesi önemli. Ancak bu şekilde bir sanat eserinin bir parçası olabilirsiniz.

Redd’in her bir üyesiyle ortak ve ortak olmayan bir özelliğini söylermisin bize.

Berke- Berke’yle büyüme ve yetiştirilme şeklimizin çok benzediğini düşünüyorum. Yaşlarımızın yakın olmasıyla ilgi olabilir. Annelerimizin isimleri bile aynı öyle söyliim. Gitar çalış stillerimiz de bi o kadar farklıdır herhalde.
Doğan-Alkol alma kapasitelerimizi çok yakın buluyorum. Ama klasik müzikten çok hoşlandığımı söyleyemeyeceğim.
İlke-İkimiz de bisiklete binmeyi ve yüzmeyi çok seviyoruz. Sanırım ben İlke kadar ballı bir adam değilim.
Güneş-Bu soruyu kime sorsanız herhalde “Güneş kadar sakar değilim” cevabını alırsınız. 80 kuşağından ikimiz de şikayetçiyiz.

Son olarak Türkiye’de Rock müzik ortamı nasıl? Redd bunun neresinde? Senin radikal düşüncelerin var biliyoruz…

Aslında şu anda Türkiye’de bir grubu kral ilan edecek ya da bir tarzı veya akımı öne çıkaracak donanıma sahip bir Rock müzik dinleyicisi göremiyorum. Doğal olarak da işin diğer kısmı yani müzik yazarları olsun amatör gruplar ve müzisyenler olsun plak şirketleri olsun aynı paralelitede seyrediyor. Donanım yok. Tekelci yaklaşım müzik piyasasını geçtim müzisyenlerin arasında bile revaçta. Redd bütün bu söylediğim şeylerin dışında kalmaya çalışan bir grup. İşte o yüzden bazı insanlar Redd’i hala bilmiyorlar. Dinleyicinin donanımlı olamamasının sebeplerinden biri de internet bence. Adam gitar çalmak istiyor. Gidip de bu işin ustasına çıraklık yapacağına açıyor interneti yalan yanlış birşeyler öğreniyor. Sonra da falanca grubun kıçını yırtarak bütün imkanlarını ortaya koyup yaptığı filanca şarkısına ahkamlar keserek bok atıyor. Haa o parça belki hakikaten kötü ama eleştiri yapabilmek için de belli bir birikim sahibi olmak gerek bence. Sonra eleştirmenin de doğru bir üslubu var. İnsanlar bu hakkı kendilerinde çok kolay görüyorlar. Bunu adamın suratına söyleyince de soğuk oluyorsun, ukala oluyorsun.