Berke Hatipoğlu ve Yeni Albüm


Sanat nesnesi etkileşimin merkezinde durur, dünyada olup biten her şey bir şekilde o nesnenin bir parçası olur, nesneyi değerli kılan da bu etkileşimdir. Biz de bu nesneyi üretenler olduğumuzu göre biraz bundan söz edelim sonra da albüm üzerine konuşalım.


Hassas olan nokta galiba o nesnenin etkileşimin merkezinde olduğu kadar , onun yapan sanatçının hayatının da merkezinde olması. O nesnenin aldığı tüm yaralar, yediği tüm yumruklar sizin de canınızı acıtıyor. Etkileşim şeklinin değişmesi, o nesneleri değersiz hale getirdi günümüzde. Bu albüme verdiğimiz uğraş, emek ve çaba ,dışarıdan bakıldığında bize deli demeye yeter. Sonuçta insanları eğlendirmek için müzik yapıyoruz değil mi? Değil galiba…Kinaye yapmıyorum, gerçekten bilmiyorum.

Nasıl gidiyor? Kişisel olarak sormuş olalım…

Bu sıralar şizofren biraz. Yeni albümün stresi ve çok çalışıyor olmanın yorgunluğuyla, birşey üretmiş olmanın verdiği tatmin ve mutluluk arasında. Bir süredir konser yapmıyor olmak da ayrıca bir kaşıntı yaratıyor tabi.

Doğan’a da sormuştuk sana da soralım, çocukluğunda hayal ettiğin gibi bir gelecekle karşılaştın mı?

Çok küçükken nasıl bir dünya hayal ettiğimi hatırlayamıyorum. 13-14 yaşlarındayken yeni gitar çalmaya başlamıştım, gece yatağımda kendimi bir rockstar olarak hayal ederdim,-büyük bir sahne, ışıklar, çılgın kalabalık falan- ama gelecekte içinde bulunduğum realitede hiçbir zaman bir müzisyen olmayı seçme cesareti gösteremeyeceğimi ve o yüzden bunun bir hayalden öteye gidemeyeceğini düşünürdüm. 13-14 yaşlarında çok da küçük değilsinizdir artık. Kendi kendime birkaç yıl sonra ÖYS’ye girip bir bölümde okuyup etrafta görmeye alışık olduğum tarzda bir hayatın içinde bulacağım kendimi diye düşünürdüm. Hala da öyle olmadığına şaşırıyorum.

Global ekonomik krizler, İktidar – Medya kavgaları, Ergenekon, Deniz Feneri, Fethullah… ne çok gündemimiz ve kahramanımız var değil mi? Ne düşünüyorsun nereye gidiyor dünya, Türkiye?

Türkiye ve dünya uzun bir zaman önce iyi kahramanlarını kaybetti. Artık ne kötü o kadar kötü ne de iyi o kadar iyi gözüküyor bu zamanda. Doğrular ve yanlışlar artık bizim değil başkalarının doğruları ve yanlışları. Kolaylıkla başkalarının düşüncelerini ve duygularını sahipleniyoruz, kendi yargı yetilerimizi kaybediyoruz. O yüzden yeni kahramanlarımız bizim yerimize düşünenler. Politik görüşlerimizi, dini görüşlerimizi, hayata bakışımızı partimizle, sağla solla, mezheple, aşiretle, medyayla, yazarlarla, kimlerden olduğumuzla tarifliyoruz. Birey tüm gücünü kaybetti, kimliği elinden alındı. Artık tek başınıza varolamıyorsunuz, adınızı bir listeye yazdırmak zorundasınız.

Nasıl etkileniyorsun olup bitenlerden?

Adımı yazdırmak istediğim bir liste olmadığından yalnız hissediyorum.

Gelelim albüme… nasıl bir albüm yaptığımızı biraz anlatabilir misin?

Sanırım buradaki tüm sorulara cevap verecek bir albüm yapıyoruz. Şarkıların tek tek değil, büyük tek bir şarkının parçaları olduğu bir albüm. Bir karakter bize hayatını anlatıyor albüm boyunca. Doğuyor, büyüyor , yaşlanıyor , ölüyor. Albüm boyunca bize kendisinden, yaşadıklarından, üzüntülerinden, mutluluklarından, aşklarından, korkularından, pişmanlıklarından, geride bıraktıklarından bahsediyor. O yüzden çok şarkı var ve şarkılar çok geniş bir yelpazeye dağılıyor. Bu karakterin ve aslında hepimizin hayatta karşılaştığı güzel ve nahoş olan her şeyden bahsediyoruz. Bu da albümün şarkılarını, hayatın içinden kesitler gibi farklılaştırıyor. Konsept albüm diyorlar buna.

Diğer albümlerin hazırlık sürecinden ne kadar farklı gelişiyor yeni albüm hazırlıkları?

Böyle bir kurguyu oluşturmak kolay olmadı. Kafamıza estiği zaman bir şarkıyı çıkarmak veya bir şarkı eklemek mümkün değil. Artık birkaç küçük parça dışında bir bütün olarak oluşmuş halde. Stüdyoda bir duvarı sadece bu konseptin kurgusuna ayırdık. Şarkılar, notlar, hikayenin sürekliliği, çağrışımlar herşey o duvara yapışıyor. Böylece 1-2 adım geriye çekilip albüme şöyle bir bakabiliyoruz. Belki de bu albümü ilginç yapan şeylerden biri de bu , duvara bakıp albümü görebiliyorsunuz.

Sound hakkında biraz ip uçları versek mi?

Sound’u kelimelere dökmeyi hiç beceremiyorum. Eskisinden daha iyi diyebilirim sadece.

Avrupa’dan özellikle de kuzeyinden arak gitar rifleri ve soloları olacak mı? Herkes yapıyor biz niye yapmıyoruz ki… Bu ayrı bir konu girmeyelim istersen.

Artık dinleyici bile araklamayı ayıplamıyor. O kadar çok şey araklanıyor ki ülkede, diziler, filmler, müzik, kitaplar artık tüketen de bunun normal bir şey olduğunu sanmaya başladı. Hayır biz araklamıyoruz. Birisi kazayla çalışmada başka bir şeye benzeyen bir melodi falan çalarsa dalgaya alınıp dayak yemiş kadar oluyor. O yüzden korkuyor bizde herkes araklamaya.

Zor değil mi, yeni bir albüm, yeni şarkıları ve albüm bütünlüğü ile örtüşen gitarlar, nasıl olacak?

Zor. Bazı arkadaşlarım soruyorlar nasıl bir albüm olacak diye. Zannediyorlar ki ben çok iyi biliyorum sonunda ne çıkacağını. Grup olmak böyle birşey, herkes bir araya gelir ve ortaya herkesten farklı birşey çıkar. Geçmiş süreçte öğrendiğimiz bir şey varsa o da müzikte basit olanın güzel ve zor olduğu. Gitar için de geçerli bu. Ben işi basit tutmaya çalışıyorum. Çaldığım şey dinleyene bir şeyler hissettirmeyecekse, parmaklarımın ne yaptığının bir anlamı kalmıyor.

Grup adına en çok önemsediğin şey nedir? Ve grubun hiç önemsememesi gereken şey sence nedir?

En önemlisi dostluk. O olmadan hiçbir şey olmaz. Hakkımızda yapılan kötü yorumlara da kulak tıkamayı ve önemsememeyi öğrendik.

Berke Özgümüş, önceleri bize gıcık olduğunu burada itiraf etti. Şimdi de çok seviyormuş kendisi (inanalım mı?). İnsanları bizimle ilgili tutarsız kılan daha doğrusu bu önyargıya sebep olan şey nedir?

Evet bize gıcıkmış, ben de kendisini ilk Zaga’da Bulutsuzluk Özlemi performansıyla izlemiştim. Ayağa kalkıp kollarla zilleri falan tutmuştu, hadi oradan demiştim içimden. Demek ki ön yargılar gıcık yapabiliyor. Bence Redd’le ilgili önyargının sebebi, ilk medyada göründüğümüz zamanlarda yeni çıkmış çaylak grup tevazusu gösterememiş olmamız. Gösteremezdik çünkü bizi izleyenler için yeniydik ama aslında neredeyse 12 yıldır birlikte profesyonel olarak müzik yapan bir gruptuk. Biz eskidikçe o tevazunun eksikliği daha az batıyor sanırım

O zaman teşekkür edelim, vaktinizi ayırdınız bizi balkonunuzda konuk ettiniz, şimdi stüdyoya dönüp Play Station oynayabiliriz. Son olarak kim nasıl oyuncudur.

İlke Inter’den başka takımla oynamaz. Yener ,yenilir, genelde keyfi yerindedir. Eğer Adriano kafaya çıkarsa kornerden gol atar. Doğan ciddi oynar. Bilimsel yaklaşır, oyun iyi gitmezse oyuncu veya formasyon değişikliğine gider. Güzel, şov bir gol atarak yenik bitirmeyi, dandik gollerle galip bitirmeye tercih eder. Güneş deneyseldir. Her an kaleciyle gol atabilir. Sert oynar ve çok kart yer. 11 oyuncuyu sahada fazla bulduğu için ilk yarıda mutlaka birkaç tanesini attırır. Ben çalım atarım, iyi kontra atak yaparım ama kale önünde gol atmayı beceremem. Yenilince uyuz olabilirim bazen. Berke (Özgümüş) bu tip oyunlardan hazzetmez. Analog çelik çomak oynar.